1 Mart 2015 Pazar

İçerik Pazarlama Stratejinize Bir de Bu Açıdan Bakın !


İçerik Pazarlama

Eğer içerik pazarlama stratejinizin işe yaramadığını düşünüyorsanız, bu ipuçlarına kesinlikle göz atmalı ve stratejinizi bir de bu açıdan değerlendirmelisiniz.
Müşterilerin beklentilerinin sürekli değiştiği aşikâr.
Günümüzde insanlar markalarla etkileşim halinde olmak istiyor. Bunu sağlamanın en iyi yolu da elbette içerik pazarlama.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; tüketicilerin büyük çoğunluğu özel içeriklere sahip şirketleri tercih ediyorlar. Bu yüzden tüketicilere daha fazla sevecekleri içerikler vermelisiniz.

Şimdi bu anlamda içerik pazarlama stratejinizi gözden geçirme zamanı. Bunun için aşağıda kısa bir kontrol listesi bulacaksınız;

 

Değer Sunun


when where howÖncelikle içeriklerinizin her parçası, hedef kitleniz için değerli olmalıdır.
Müşterilere sağladığınız değere kısaca; sosyal sermaye (Social Currency*) diyebiliriz.
(Social Currency; sosyal ilişkilerin, ekonomik performansı arttıracağını öne süren bir teoridir. 1990’larda sosyolog J. Coleman tarafından ortaya atılmış, D. Putnam tarafından yaygınlaştırılmıştır.)
Sosyal sermayeyi etkileyen birçok faktör vardır.  Marka bağlılığı, değişen eğlence değerleri, yararlılık, konuşma/görüşme ya da bilgi bunlardan bir kısmıdır.
İçeriklerinizi kaç kişinin paylaştığı da sosyal sermayeniz açısından önemlidir. Sık paylaşılan içerikler viral olma potansiyeline sahiptir.
Bir içerik yayınlamadan önce her zaman ilk soracağınız sorular; “Hedef kitlemin bundan kazancı nedir? Bu onları eğlendirecek mi? Onlara yararlı ipuçları kazandıracak mı?” olmalıdır.

Hikâye Anlatın


historyHuffingtonpost’a göre; “İnsanlar hikayeleri düşünür, istatistikleri değil.”
Eğer içerikleriniz önceye göre başarısızsa, geribildiriminizi arttırmıyorsa, içeriklerinize daha dikkatli bakın. İçerikleriniz bir hikâye anlatıyor mu?
Hedef kitleniz içeriklerinize baktığında, bu onlar üzerinde kalıcı bir etki bırakıyor mu?
Hikâyeler, dilden dile yayılır ve insanlar arasında sürekli anlatılırlar. Bu markanızla müşterileriniz arasında uzun süreli bir birliktelik oluşturur.
Hatırlayın: Bütün iyi hikâyeler bir giriş, gelişme ve sonuca sahiptir ama esas olan hikâyelerin kişisel olmasıdır.
Markanızın kişisel hikâyesini anlatabilir ve müşterilerinizi etkileyebilirsiniz.
Hikâyenize bir isim ve gerçek hayattan bir karakter vererek müşterilerinizin hayatlarına girebilirsiniz.

İşbirliği ve Ortaklık Oluşturun

sosyoloji

Etkili bir içerik pazarlamanın yeni bir yolu da işbirliği oluşturmaktır.
Eğer sizin stratejiniz hâlâ “kendi kendine konuşma” şeklinde ise yani müşterilerinize söz hakkı vermiyor, bütün işi kendiniz yapıyorsanız, stratejinizi gözden geçirmenin zamanı gelmiş demektir.
Bu işbirliği ofis çalışanlarınızdan dış dünyaya kadar uzanmalıdır.
Unutmayın; çalışanlarınız farklı departmanlarda da olsa, aynı amaca hizmet ediyorlar. Bu yüzden işbirliği farklı takımlarda da olsalar bütün üyeleriniz için önemlidir.
 Ofis çalışanları ile işbirliği için bütün üyelerle birlikte haftalık beyin fırtınaları başlatabilirsiniz.
Bu işbirliği içeriklerinizin kaliteli hale gelmesine yardımcı olacaktır.
Günümüzde yaygınlaşan üreten tüketici kavramı ile artık bireyler de kendi içeriklerini oluşturabilmekte ve yayınlayabilmektedirler.
Büyük çaplı şirketlerin de kendilerine ilham almak için bireylerin içeriklerini araştırdığı bilinmektedir. Siz de bu yöntemi deneyebilirsiniz. Ayrıca müşterilerinizle işbirliği ve ortaklık oluşturmak için, onların da konuşmasına fırsat vermelisiniz. Onların geribildirimini dikkate almalısınız.

Ortam, mesajın kendisidir.

(The Medium is the Message)


 

İçeriğiniz ne kadar iyi olursa olsun ne yazık ki çok uzun vadeli değildir. Sizin gibi birçok firma da her gün binlerce içerik paylaşmaktadır. Bu yüzden içerik pazarlama stratejiniz de çok uzun vadeli olmamalıdır.
Hedef kitlenizin bütün segmentlerinin isteklerini karşılamak için, yeni ortamlar ve farklı platformlar denemelisiniz. Böylece hedef kitlenizin her üyesi, sizi farklı platformlarda bulabilir. Bütün çabanızı bir ortama odaklamak yerine, farklı ortamlara yayılmayı denemelisiniz.
Unutmayın: Bireyler her zaman kolay yolu seçer yani kolay bulunabilir olmalısınız.
Müşterilerinize haftada bir blog yayınları, tanıtım videoları ve ayda bir faydalı sunumlar sağlamayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Bu şekilde kısacık dikkat süresinde, hızlı ve etkili iletişim kurabilirsiniz.
content is
Bunlar içerik pazarlamanızı baştan yenilemeniz için 4 temel stratejidir. Ara sıra bu maddeleri kontrol etmelisiniz. Daha önce de bahsedildiği gibi, içerikler uzun vadeli olamadığı için stratejiniz de uzun vadeli olmamalıdır ve sürekli stratejinizi kontrol altında tutmanız gerekmektedir.


(http://www.pazarlamaturkiye.com/icerik-pazarlama-stratejinize-bir-de-bu-acidan-bakin/)

21 Aralık 2014 Pazar

Evde nasıl İngilizce öğreniriz?

Yeniden merhabalar.

Hazır gece çook uzunken, faydalı olacağını umduğum bir yazı yazayım dedim :)
Başlıktan da anlaşılacağı gibi konumuz İngilizce. Maalesef öyle çok kolay yöntemlerden bahsedemeyeceğim. Ben de isterdim uyurken öğrenin falan demeyi ama henüz öyle yöntemler keşfedebilmiş değilim. O yüzden ben biraz daha çaba gerektiren şeyleri anlatacağım.
Aşama aşama gidecek olursak;


1. Duolingo ve Kelime Ezberle programlarını telefonumuza yüklüyoruz.  




Kelime ezberle programı bolca mevcut zaten. Herhangi bir tanesi olabilir. Ara sıra açıp kelimelere bakın. Ezberlemeye çalışın. Kelimeleri bitirip başa dönün.
Duolingo da bize dil bilgisi öğreten bir program. Fakat kelimeleri kısıtlı. Kuralları oyun gibi, eğlendirerek öğretiyor. Çoktan seçmeli soruları, telaffuz testleri, çevirileri ile bence çok yararlı. En birinci seviyeden başlayıp zamanla ilerliyorsunuz. Puan falan topluyorsunuz. Düzenli açıp kullanmakta fayda var.
İngilizceden diğer dillere öğrenme seçeneği de mevcut. İngilizcenizi geliştirip başka dillere de bakabilirsiniz.
Akıllı telefonunuz yoksa ya da bilgisayarda da kullanmak isterseniz;
https://www.duolingo.com/ sitesine girebilirsiniz.



2. CleverbotVoscreen ve bedavaingilizcedersler.com sitelerini Facebook, Twitter, Instagram vs.den önce açıp bakıyoruz.


Cleverbot bizimle İngilizce konuşan akıllı bir program. İnsan gibi. Eğlenceli, komik cevapları oluyor bazen. Ben çok şaşırıyorum verdiği cevaplara. Genellikle "Bu bot değil de insan mı yoksa :O " diye şaşırıyorum bilgisayar başında. Bir hayli gerçekçi yani. İngilizce konuşmak istiyorum ama konuşacak kimsem yok diyenler için ideal.


Voscreen de filmlerden kısa kesitler gösteriyor, video bittikten sonra altyazıyı göster/gösterme seçeneği sunuyor. İngilizce konuştularsa Türkçe, Türkçe konuştularsa İngilizce anlamını soruyor. Puan aldıkça seviyeniz de artıyor. Videolar çok kısa olduğu için anlamakta pek güçlük çekmiyorsunuz ki anlamadıysanız zaten yazıyla da görebiliyorsunuz. Zamanla duyduğunuzu daha hızlı anlamaya başlıyorsunuz.




http://bedavaingilizcedersler.com/ ' da ise çok tatlı bir hocamız var; Cengiz Hoca. Üşenmemiş bizim için bir sürü video çekmiş. Tek tek bütün konuları anlatmış. Bir de hiçbir ücret talep etmemiş. İlk seviyeden son seviyeye bir sürü videolu dersler var. Kursta anlatılanları bu site üzerinden de dinleyebilrsiniz. Yani illa ki bir sürü para dökmeye gerek yok. En azından denemek gerek.


3. Arkadaşlarınızla önce İngilizce yazışıyor daha sonra İngilizce konuşuyorsunuz.




Kendi arkadaşlarınızla konuşmak ilk aşama için bence iyi fikir. Çünkü seviyeler çok farklı olmadığından ve karşı tarafın sizi örselemeyeceğini bildiğinizden gerilmiyor, stres yapmıyorsunuz. Hepimizin problemidir İngilizce konuşurken çekinmek, utanmak. İşte bu aşamayı kendi arkadaşlarınızla atabilirsiniz. Zaman içerisinde arkadaşlarınızla konuşmak yeterli gelmeyebilir. Biz kendi aramızda buna "Her gün bir phrasal verb, bir deyim" yöntemiyle çare bulduk. 3 kişilik bir Facebook konuşması açtık. Herkes her gün bir tane phrasal verb, bir tane de deyimi bulup, İngilizce açıklıyor. Kurduğumuz grupta elimizden geldiğince Türkçe konuşmuyoruz.
Sözlü olarak da birbirimize mülakat yapıyoruz. Çok da eğleniyoruz. Pratik şart :)



4. Makale çeviriyoruz.



Günlük İngilizce çok önemli elbette ama teknik İngilizce de bir o kadar önemli. En çok işimize yarayacak şey de teknik İngilizce zaten.
Teknik İngilizceyi geliştirmenin güzel bir yolu da ilgilendiğiniz bir konuda makaleler çevirmeye çalışmak. Ben kendi adıma yazdığım tezlerin girişlerini çevirirken bile çok kelime öğrendiğimi fark ettim. O yüzden makale çevirin. Hem ilgi alanınıza giren bir konu olunca sıkılmazsınız diye düşünüyorum. İngilizce haber okuyun hatta teknik kitaplar okuyun. Hem mesleğinize de katkısı olur.
İlk aşama için makale ağır gelebilir, en olmadı İngilizce hikaye okuyun.









5. İngilizce yazı yazıyoruz.



Günlük olur, makale olur, yazdığınız tezi İngilizceye çevirmek olur. Bir şeyler yazın mutlaka. Bu şekilde Türkçe düşündüğünüz şeyleri hızlıca İngilizce de düşünebilmeye başlayacaksınız.


Bu 5 maddeyi yazmak çok kolay elbette esas zor olan uygulamak biliyorum. Ben de öğrenciyim ve çok fazla kaytarıyorum. Çok güzel bahaneler de üretebiliyorum ama zaman çok çabuk geçiyor. İngilizce konusu da öyle kursa giderim 1 yıl deyip halledilecek bir konu değil. Denedim, kendimden biliyorum. 2 yıl kurs tecrübem var ve ben akıllı gibi ilk yıl hiç çalışmadım. Kurstan ne öğrendim? Sanırım evde çalıştığımın 10'da 1'ini anca öğrenmişimdir. O yüzden düzenli vakit ayırmak şart.



Ay ben gülerim, ay ben sıkılırım, ay benim konsantrasyon sorunum var diyenlere bonus: Pomodoro Tekniği


Umarım faydalı bir yazı olmuştur.


Sevgiler :)

16 Kasım 2014 Pazar

Endüstri Mühendisliği Okumak

Selamlar herkese. Geçen yazımda Balıkesir Üniversitesi’nde nasıl rahat rahat okunur anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımı da sevgili bölümdaşlarım, endüstri mühendisliği adayları için yazıyorum. Aslında kimseye akıl verecek konumda değilim. Yine de bölümde 4.yılım. (Artık 5 oldu :( Gönül isterdi ki 4'te kalsaydı, neyse.)
Az biraz tecrübelerimden, okuduklarımdan ve dinlediklerimden -ve en önemlisi de her önüme gelen tecrübeli insana "Sizce öğrenciyken ne yapmalıyız?" diye sorduğumdan- çıkardığım birkaç şey söyleyebilirim diye düşünüyorum. Özellikle okula henüz başlayanlarda bir fikir oluşturabilirsem ne mutlu. Tabi bu söylediklerimi yapan herkes başarılı olacak diye bir şey yok. Bunlar kesinlikle yapılması gerekenler bence. Şansınızın da büyük etkisi var bu yolda. Bunları yaptıktan sonra da kendinize yatırım yapmanız gerekiyor elbette.
Her neyse, çok uzatmadan gelelim maddelerimize;

Madde 1. İngilizce Öğrenin

İngilizce hepimizin başının belası biliyorum. Özellikle bölümün İngilizce değilse ve kendin öğrenmek zorundaysan işler daha da zorlaşıyor. Öğrenmek çok çok zor onu da biliyorum ama maalesef İngilizcen yoksa geri kalan hiçbir şeyin önemi olmuyor. (Ceo’nun yeğeniyseniz onu bilemem tabi.)
Birçok şirket artık İngilizce mülakat yapılmaya başlandı. Şöyle güzel, kurumsal bir şirkette çalışmak istiyorum diyorsan İngilizce konuşmak zorundasın.
Naçizane tavsiyem; kesinlikle İngilizce’yi son yıla bırakmayın arkadaşlar. Nasılsa son sınıfta kursa giderim diyen çok oluyor ama o İngilizce son sınıfta yetişmiyor ki zaten tek başına kursla olacak şey de değil. Ben 2 yıldır İngilizce kursuna gidiyorum. Hâlâ maalesef çatır çatır konuştuğum söylenemez. İngilizce sorulan sorular karşısında gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi donup kalıyorum ve saklanacak yer arıyorum. (Hayatımı "Aa yes yes." diyerek idame ettirebilirim ama pek etkili olmuyor maalesef.) Zaten kurs dediğin haftada 2 gün oluyor. Geri kalan günlerde çalışmazsan da kurs bir işe yaramıyor. Hele bir de son sınıfa bırakınca,aman mezuniyetti, dersti, stajdı… Bir sürü ıvır zıvır arasında zor iş. Olmaz demiyorum ama zor yani. O yüzden bu bölümde veya özel sektörde çalışacağınız herhangi bir bölümde okuyorsanız İngilizce öğrenmek birinci hedefiniz olsun.
(Evde nasıl İngilizce öğreniriz konulu yazı şurada.)


Madde 2. Çalışacağınız Sektöre/Alana Karar Verin.

Endüstri mühendisliğinin çalışma alanı çok geniş olduğu için bence bu madde çok önemli. Her yerde çalışma şansımız var ama artık bir sürü endüstri mühendisliği mezunu var. Tercih edilecek özelliklerimiz olmalı. Bunu sağlamanın yolu da –en azından yeni mezunken tercih edilmenin yolu, öğrencilikte ne istediğine karar verebilmekte yatıyor. Tabi sadece karar vermek yetmez o yolda çalışmak da lazım.
Hangi sektörde ya da hangi departmanda çalışacağını bilirsen; ona yönelik staj yapabilirsin, program öğrenebilirsin, kitap okuyabilirsin, proje üretebilirsin, hatta ikinci dilini bu alana yönelik seçebilirsin. Diğer türlü endüstri mühendisliği derya deniz. Ne yöne gideceğini bilmeyen adama hiçbir rüzgar yardım edemez demişler. En azından çalışmak istediğin tarafı bilirsen diğer mezunlardan farklı olmak için bir şansın olur. Bunu da elbette önce kendini ölçüp tartarak, nasıl bir iş istediğini anlayarak başarabilirsin.
Özellikle bitirme projesini istediğin alana yönelik yapmak çok etkili oluyor. Yarın bir gün mülakata gidince anlatabileceğimiz 3 şey var; dersler dışında ne yaptım? , stajlarımda neler yaptım? , ve bitirme projem neydi?
Bunlar dışında part time işler bulabilirseniz ne âlâ. İstediğiniz sektöre yönelik çalışmalar her zaman dikkat çekici oluyor.


Madde 3. Excel bilin.

Çalışacağın sektör/alan ne olursa olsun, Excel’i çok iyi bilmek gerekiyor. Her yerde kullanılıyor artık. Excel’de bir sürü değişik değişik şeyler yapabiliyorsunuz. Öyle de güzel bir program. Excel Solver var mesela, kolayca yöneylem sorularını çözebiliyorsunuz. Grafik çizme, tablo oluşturma, makro yazma konularına hiç girmiyorum. Zaman geçtikçe anlaşılıyor zaten, her yerde insanın karşısına çıkıyor bu program. Bu devirde Excel bilmeyene ne yazık ki  iş yok.

Madde 4. Yöneylem araştırmasını çok iyi bilin.

Derslerin büyük çoğunluğu (bence) hiçbir işe yaramıyor. Akademik kariyer hedefin yoksa dersleri çok kasmaya gerek yok diye düşünüyorum. (Erasmus, yatay geçiş ya da çift anadal programı gibi konularda ortalama önemli. Çok da boşvermemek lâzım. Misal ben boşverdim 5. yıla uzattım, etmeyin.)  Tabi ders içinde verilen projeler ve birkaç ders hariç. İşte o birkaç dersten bir tanesi de yöneylem araştırması. Bu ders yalnızca bir ders değil arkadaşlar. Her yerde karşımıza çıkan, işimizi kolaylaştıran konular bütünü. Hem sonraki dönem derslerinde hem gerçek hayatta işe yarayacak. Her şeyi harfi harfine ezberlemeye gerek yok ama genel mantığını oturtmak çok önemli bence. O yüzden dikkatli olmak lazım.
Ek olarak bir endüstri mühendisi olarak şu kavramalar da çok lazım olacak, aklınızda bulunsun;
Optimizasyon, verimlilik, maliyet, kâr, üretim, sistem, girdi, çıktı, finans, stok, sipariş, proses
Bu kavramları genişletebiliriz, şimdi ilk aklıma gelen bunlar. Zaten endüstri mühendisliği bu kavramlar etrafında dönüp duran bir şey :)

Madde 5. Minitab veya SPSS ve Arena programlarını bilin.

Minitab ya da SPSS, en kısa haliyle istatistikte işimize yarayan programlardır.  
Minitab ile deney tasarımı, 6 sigma vs. gibi alanlarda sıkça karşılaşacaksınız. Anket analizi, talep tahmini gibi konularda da oldukça kullanışlıdır. İnternette bol bol videoları ve ders notları mevcut.

Arena programı da bize simülasyon yapma imkanı veriyor. Simülasyon derken 3boyutlu çizimlerden animasyonlardan bahsetmiyorum. Bir sistemi modelleyebiliyoruz. Örneğin bankadaki kuyruk sistemleri ya da üretim hatları vs. Üretim hattındaki olan veya oluşabilecek darboğazları ya da sistemin bir parçasında değişiklik yaptığımızda bütün sisteme etkilerini rahatça görebiliyoruz. Yani olası durumları inceliyoruz.
İki programın da ders videoları ve notları internette bolca mevcut. Bunun yanında güzel öğreten kitaplar da var.
Şu siteler başlangıç için yararlı olabilir diye düşünüyorum;








Madde 6. Mesleki kitap okuyun, bol bol iş adamlarını dinleyin, mümkün oldukça endüstri mühendisleriyle muhatap olun.



Öğrenciyken mesleğin içine girme gibi bir şansı ne yazık ki hepimiz elde edemiyoruz. Anca stajlarda görüyoruz o da çok kısıtlı bir süre. Hâl böyle olunca mesleği daha yakından tanımak için farklı şeyler yapmak gerekiyor. En azından ne iş yapacağına dair bir fikri olmalı insanın. Tabi ki uzaktan bu fikri edinmek kolay değil. Bu yüzden kitap okumak ve bunun yanında bilenleri bol bol dinlemek güzel bir yöntem olabilir diye düşünüyorum.
Farklı sektörde çalışan endüstri mühendislerini de keşfedip, ne iş yaptıklarını sorgulayın.
Ben 2 yıl önce bir sürü kişiye mail yoluyla sorular sorup darlamıştım mesela, bir çoğu da dönüş yaptı. Hepsinden bir şeyler öğrendim.

Madde 6. Bir tasarım programına (Solidworks, Catia vs.) hakim olun.

Genellikle teknik kısma endüstri mühendislerini tercih etmiyor olsalar da bence bir tasarım programını bilmek gerekiyor. İlerde proje üretmek isteyebilirsin veya AR-GE kısmında çalışmak isteyebilirsin. Ya da hiçbiri olmaz da aklına bir fikir gelir. Yeni bir tasarım düşünürsün onu çizmek istersin. Ne de olsa altın bilezik…

Madde 7. Organizasyonlarda görev alın, sorumluluk üstlenin.




Her üstlenilen sorumluluk insana bir artı daha katar. Her insandan yeni bir şey öğrenirsin. Organizasyonlarda da hiçbir zaman her şey mükemmel olmaz. Hep bir acil durum, beklenmeyen olaylar olur. Ya bir program iptal olur ya son anda bir şey değişir. Kısıtlı zamanda en uygun çözümü üretmek gerekir. Bunun yanında planlı olmak, plana uymak gerekir. Organizasyonlar en basitinden acil durumlarla başa çıkmayı ve planlı olmayı öğretir. Ayrıca bir görevi başarmış olmanın ortaya emek verip bir şey koymuş olmanın mutluluğu da var tabi ki.
Bunun da en kolay yolu bir topluluğa katılıp aktif görev almak. 3 günde izleyip bitirdiğimiz etkinliklerin hazırlık sürelerini görünce eminim çok şaşıracaksınız :)





Madde 8. Psikoloji ve ekonomi ile ilgilenin.

Bizim işimiz daha çok para ve insan. Bu yüzden psikoloji de, ekonomi de bence çok önemli. Endüstri mühendislerinin fark attığı konular parayı ve insanları anlayabilmekten, yorumlayabilmekten geçiyor. Bu yüzden az da olsa psikoloji ve ekonomiyle ilgili olmak gerekiyor. Yarın bir gün yetki sahibi bir insan olduğunuzda insanlara nasıl yaklaşacağınızı bilmek gerçekten büyük önem arz edecek.


Madde 9. Mesleğinizi günlük hayatınızla ilişkilendirin.


Bunun için özel bir çabaya ihtiyaç var mı bilemiyorum. Kendi adıma okulda okuduğum zaman çoğaldıkça mesleğim hayatımda olmaya başladı. En basitinden bir kafeye oturunca arkadaşlarda “Burada çay neden bu kadar pahalı, kirası ne kadar ki? Tabi insanlar buraya çay içmeye geliyor, arz-talep meselesi…” gibi muhabbetler ediyoruz. Yani insan ister istemez düşünüyor günlük hayatında da.


Şu fotoğraf da şurada bulunsun. Başarı sizinle olsun! :)



18 Ekim 2014 Cumartesi

Balıkesir Üniversitesi'nde hayatta kalma rehberi




Öncelikle selamlar herkese. Bu yazımda kendi yaptığım hatalardan yola çıkarak Balıkesir Üniversitesi’nde güzel güzel nasıl okunur, neler yapılmamalıdır onu anlatacağım. Gönül isterdi ki neler yapılmalı onu anlatayım, kendimden örnekler falan vereyim ama maalesef ne yapılacağını ben de bilmiyorum. Bilseydim zaten yapardım.  Özellikle birinci sınıfa henüz gelmiş ve alışmaya çalışan arkadaşlar bu maddelere dikkat ederlerse benim yaşadığım pişmanlıkları yaşamazlar. Çok da üzülmezler diye umuyorum. Bu arada hepiniz hoşgeldiniz. Bol başarılı yıllarınız olsun. Kesin demişlerdir ama ben de diyeyim; "Üniversite hayatı çabuk geçer." Neyse çok uzatmayayım, gelelim maddelere;

Madde 1. Ortalamanızı yüksek tutun.
Ben okula geldiğimde aman nasılsa dersler işime yaramayacak diye yattım durdum. Haliyle ortalamam da düşük geldi. Oysa bu ortalama ne işlere yarıyormuş. Mesela üstten ders almak için 2.8 sınırı var. Ortalama 2.8’in üstündeyse dönem içinde üstten ders alabiliyorsunuz. Bu çok lazım değil tabi almayınca bir şey olmuyor ama ola ki almayı düşünürseniz ve benim gibi sürekli tembellik ettiyseniz bu ortalama engeli karşınıza çıkabilir. Ayrıca Erasmus için de 2.2 sınırı var. Erasmus sınavına girmek için bu ortalamayı geçmiş olmanız şart. İngilizce’yi sular seller gibi biliyor olsanız da maalesef ortalama yetmiyorsa sınava giremiyorsunuz. Ondan sonra vay efendim yurt dışı diye başınızı yerden yere vurursunuz ben gibi. Ayrıca yurt dışında iş fırsatları karşınıza çıkabilir ve bu iş ilanlarında da ortalamanın önemi büyük. 3’ten yüksek bir ortalama yapmak lazımmış diyorlar. (Benim tabi ortalamamı yükseltme şansım artık hiç olmadığından ilgilenmiyorum yurt dışındaki işlerle falan, ülkemde amele olayım yeter.)
Bir de ortalamanız 1.8’in altında olursa, dönem içinde normalden daha az kredi alabiliyorsunuz. Bu da bazı dersleri alamamanıza sebep olabiliyor. Zaten 4 yılın sonunda ortalamanız 2’nin altında ise hiç dersiniz kalmamış olsa bile mezun olamıyorsunuz. Mecburen okulunuz uzuyor. Bir de çift anadal için en az 3.00 ortalama isteniyor. Aynı anda iki diploma sahibi olmak isteyenlere duyrulur.

Madde 2. Dersleri zamanında geçin.
Aman seneye geçerim. Bir daha alırım demeyin. Üzülürsünüz. Ben hala 2.sınıftan ders alıyorum bak. Başımın belaları. Bir de çok dersiniz kalırsa dönemdeki derslerinizden bazılarını alamıyorsunuz. Evet yine çok yakınınızdan bir örnek var. Ben. (Alkış)
Elinizden geldiğince dönem içinde derslerinizi vermeye çalışın. Zaten alttan aldığınız derslere oturup vakit ayırma şansınız ya da isteğiniz diyeyim, pek olmuyor. O yüzden dönem içinde o dersi verin ki seneye aynı şeylerle uğraşmayın.

Madde 3. Erasmus’a gidin.
Ay ben her gördüğüm insana Erasmus’a git diyorum ama gidin. Benim çok içimde kaldı. Zaten üstte ortalama şartından bahsettim. Onu yapın,okulun İngilizce sınavını geçin ve gidin. 1. sınıftan girin sınava da hemen. Zaten sınav çok çok aşırı zor olmuyor. Önce test daha sonra da sözlü sınav oluyorsunuz. İki sınav da çok zorlayıcı değil. Biraz dişinizi sıkıp çalışsanız gidersiniz bence. Hem mis gibi İngilizce’niz gelişir hem de gezersiniz orayı burayı. Bak ben 2 yıldır gidiyorum İngilizce kursuna, hâlâ “I go, we go, you go” da kaldım. İyi bir iş için İngilizce şart dememe gerek yok değil mi?!
Tabi İngilizce özel sektörde çalışacaklar için büyük gereklilik. Yine de Erasmus’la dünyaya açılma şansınız kaçırmayın bence.

Madde 4. Dersler nasıl geçilir.
Bizim okulumuzda geçme notu 40. (Tabi dönem ortasında falan değiştirmezlerse.) Vize notunun %40’ı ile final notunun %60’ı toplamı 40 etmiyorsa o dersi geçemezsin. Ayrıca finalden 40’ın altında alırsan da geçemezsin. Bir de çan eğrisi olayı var. Özetle geçme notunun sınıfa göre değişmesi. Normalde 40 ama çan eğrisi dediğimiz şey yüksekse 40 alsan da geçemiyorsun. Diğer fakülteleri bilmiyorum ama Mühendislik-Mimarlık Fakültesi’nde 40’ı yakalarsanız %90 geçmişsinizdir. Diğer ihtimal, ders aşırı kolaydır ya da hoca çok kolay sormuştur herkes 70 filan almıştır anca öyle kalınır o dersten. Tabi güzel ortalama için güzel not şart. Bence hedefiniz 40 değil 60 olsun en az. He bazı babayiğit dersler var onlardan 40 alsanız yeter. Bu derslerde felsefe; “DD olsun, benim olsun.” Olmalı.

Madde 5. Hocalarla aranızı iyi tutun.
Ben yağcı insanları hiç sevmiyorum ama yapabilen yapsın arkadaş. Bunu yapabiliyorsanız diğer maddeleri sallamanıza gerek yok.

Çok işe yarıyor, kesin bilgi, yayalım. 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Dijital Pazarlama

Dijital iletişim araçları;

Web sitesi
Sosyal medyasocial media marketing
Blog
Seo uyumlu içerikler
Fikir liderleri
Online yayınlar
Doğru bir dijital pazarlama için bence bu liste arasında en önemlisi web sitesidir çünkü web sitesi bir markanın internet de ki yüzüdür. İnsanlar marka hakkında ilk izlenimlerini bu web sitesi sayesinde edinirler. Web sitesinden markanın kalitesi hakkında fikir yürütürler. yine de web sitesi ne kadar iyi olursa olsun bunun diğer iletişim araçlarıyla desteklenmesi gerekir. Markanın bilinirliğinin artması için web sitesi tek başına yeterli olmaz. Etkin bir içerik pazarlama, markaların dijitalde var olması için önemlidir.

 Web sitesinde neler yer alabilir?
Fikir yazıları
Haber çalışmaları, röportajlar
Şirket hakkında haberler
SEO uyumlu bültenler
İnternet aramalarında üst sıralarda yer alabilmek için doğru optimizasyon çalışmaları yapılmalıdır. Bunun yanında, kullanıcıların web sitesini veya diğer iletişim araçlarını ne derece kullandıkları analiz edilmelidir. Örneğin; kullanıcı sitede ne kadar zaman geçiriyor? Siteye hemen girip çıkma oranı nedir? Site ne kadar ziyaret alıyor? Gibi sorular cevaplanmalı ve markanın dijitalde ne kadar ilgi gördüğü ölçülmelidir. Ayrıca bu gibi soruların cevaplarıyla doğru hedef kitle belirlemek ve hedef kitlenin ilgisini çekmek de mümkün olabilmektedir.
Hedef kitlenin ilgi alanlarına göre çeşitli görseller (infografik, fotoğraf, video gibi) paylaşmak da önemlidir.
Dijital pazarlamada;
Ödenen her kuruşun nereye harcandığı rahatlıkla gözlemlenebilir.
Hedef kitleye ulaşmak kolaydır ve nokta atışı yapmak mümkün olabilmektedir.
Hedef kitlenin sürekli karşısına çıkmak ve girdiği farklı sitelerde bile markanızı hatırlatmak mümkündür. Bu şekilde satış oranını arttırmak daha kolay olacaktır.
Marka doğru yönlendiğinde harcadığı paranın daha etkin olması mümkündür. Harcamaların ne kadar etkin olduğu rahatlıkla görülebilir ve gereksiz harcamalardan kaçınmak daha kolaydır.
Etkin bir dijital pazarlama için;
Her şeyden önemlisi doğru bir markalandırma yapmaktır. Kurumsal kimlik, konumlandırma ve hedef kitle seçimi doğru olmalıdır.
Markalandırma doğru olduktan sonra hedef kitlenin sürekli karşısına çıkabilmek ve ilgisini çekebilmek gerekir. Bunun için düzgün ve kullanışlı bir web sitesi ayrıca arama motoru optimizasyonu gereklidir. Müşteri sizi aradığında rahatlıkla bulabilmelidir, bunun için özellikle Google’da ilk sıralarda yer almak gerekir.
Sosyal ağları doğru kullanmak da önemlidir. Hemen hemen herkes artık en azından bir tane sosyal medya hesabına sahiptir ve aradığı markayı burada görmek ister. En doğru sosyal ağları kullanmak ve bunlara özel içerik üretmek gereklidir. Kullanıcılar markanın sosyal ağlarında sıkılmadan vakit geçirebilmelidirler.
Hedef kitlenin daha çok karşısına çıkmak için ve nokta atışı için sosyal ağlara reklam vermek de etkili olabilir. Reklamlar istenilen kullanıcı profiline yayınlandığı için reklamlardan geri dönüş almak daha kolaydır.
Dijital pazarlama çalışmalarından sonra firmanın elinde bir müşteri veri tabanı oluşacaktır. Bundan sonraki adımda ise bu veri tabanının etkin kullanılması gereklidir yani düzgün CRM çalışmaları yapmak önemlidir. Unutulmamalıdır ki veri tabanı oluşturma pazarlamanın ilk aşamalarındandır.


28 Haziran 2014 Cumartesi

Marka Kimliği

Marka kimliği, en yalın haliyle; tüketicilerin akıllarında canlanandır. Müşteri algıları çok değişkenlik gösteriyor ise doğru bir marka kimliği oluşturulamamıştır. (Müşteri derken, herkesten değil hedef kitleden bahsettiğimi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.) Asıl önemli olan müşterilerin algılarına hitap edebilmektir.
Marka kimliği oluşturulurken bazı araçlar kullanılır. Bunlar; slogan, renkler, logo ve semboller ve sahip olunan kelimedir. Elbette araçları çoğaltmak mümkün.
Kısaca kimlik oluşturma sürecine bakacak olursak; öncelikle markanın hedef kitlesi bilinmelidir. Bu hedef kitleye hitap edecek doğru bir kişilik saptanmalıdır. Örneğin hedef kitlemiz gençlerse markanın enerjik olması gerekir. Daha orta yaş için güvenli ve konforlu bir çağrışım seçmek daha doğru olabilir. Zaten sahip olunan kelime derken, marka bir kelime ile zihinlerde var olmaya çalışır. Bu kelime sloganla, marka renkleriyle ve logosuyla desteklenmelidir. Ayrıca bunun için markaya ait bir hikaye de belirlenebilir. Örneğin Arçelik’in Çelik ve Çeliknaz’ı. Bize samimiyet çağrışımı yapar ve Arçelik samimi bir markadır.
Marka kimliği, kurumsal ya da marka vizyonunu, kültürü, değerleri, hedefleri ve konumlandırmayı da içermelidir. Aynı zamanda bu kimliğin tüm işletme uygulamalarında da kullanılması beklenmektedir. Kurumun kendi içindeki iletişiminden, müşterilerle iletişimine kadar bütün aşamalarda marka kimliği unutulmamalı ve içselleştirilmelidir.
Marka kimliği, marka imajını da büyük oranda etkilediği için büyük önem arz etmektedir.
Marka kimliği oluşturma sanıldığının aksine uzun bir süreçtir. Müşterinin markayı o kimlikle benimsemesi, kabul etmesi ve bilinç altına işlemesi için uzun bir süre gerekir. Üstelik bu sürede marka kimliğini zedeleyecek bir şey yapılmamalı ve oldukça hassas davranılmalıdır.
Coca-Cola dendiğinde hemen hemen herkesin aklına önce eğlenmek/enerji gelir diye düşünüyorum. Coca-Cola’nın bunu bir anda başardığını söylemek ise yanlış olacaktır. İncelendiği zaman Coca-Cola’nın da hatalar yaptığı görülecektir. Uzun bir süreç sonunda Coca-Cola bu başarıyı elde etmiştir. Ya da Mercedes denildiğinde akılda ilk canlanan konfor ve kalitedir. Yani sorunsuzluk… Kısaca marka kimliğinin topluma yerleşmesi uzun zaman sonunda olabilecek bir şeydir. Bunun için sürecin dikkatli planlanması gerekir ve marka kimliği araçları kendi içlerinde çelişmemelidir.
Bu konuda bir diğer önemli nokta da, toplum kültürünün unutulmamasıdır. Toplum kültürüne uymayan markaların o toplumda kabul görmesi mümkün değildir. Bu açıdan bakınca Coca-Cola yine güzel bir örnek olarak çıkıyor karşımıza. “Yerel düşün, yerel hareket et.” stratejisiyle ilerleyen Coca-Cola’nın, reklam kampanyaları, sloganı, promosyonları, satış taktikleri kısaca her şeyi marka kimliğini destekler niteliktedir. Ayrıca, toplum kültürünü de içine almıştır. Bulunduğu topluma sırtına dönmeyen, marka kimliği araçlarını titizlikle kullanıp müşterisinin algısına hitap edebilen markalar zaman içerisinde toplum tarafından benimsenecek ve başarıya ulaşacaklardır.

http://www.pazarlamaturkiye.com/marka-kimligi/

Avrupa ülkelerinin ortalama IQ seviyeleri



En düşük IQ'lar arasındayız ama olsun. Bunun EQ'su var, çalışması var, azmi var...